navbar

insan ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sokak isimleri değişiklikleri

Sokak adları neden değiştirilir hiç anlamam. Daha doğrusu orada oturanlara sormak gereğini bile duymadan ve habersiz yapılan değişiklikleri anlamam.
Bir arkadaşınıza sizi sabah almasını söylersiniz sokak adını verirsinizi "tarif ettiğin yerde öyle bir sokak yok şu sokak var" diye telefon gelir.
Evi bulamayan başkaları telefon etme zahmetine katlanır mı?
Sokak sakinlerine sormadan ani olarak değiştirilip biri söyleyince insanlar sokak ismini sürpriz olarak öğreniyor.

Bir sokak adını keyfi olarak değiştirmek orada yaşayanlara bir sürü zahmet veriyor. Örneğin fatura adresleri değişecek, bankalarda kredi kart adresleri değişecek, işyerleri fatura adreslerini değiştirecek, .. vb.

Bu ad değiştirmek neye göre yapılıyor acaba. Alına esip torunumun ismini bir sokağa vereyim demiş olabilirler mi?

Olan sokak sakinlerine ve onları arayanlara oluyor.

Çocuğu üniversite sınavına girecek olup eve önemli evrak bekleyenler  ne yapacak. ? Bence hergün sabah sokağınızın başına gidip sokak ismini kontrol edin.
:)

Bu işlerden zarar görenlere karşı kim sorumlu olacak.

En iyisi sokak isimlerini bırakıp sokak numarasına geçmek lazım sanırım. Böylece kimse kafasına göre sokak ismi değiştirmez. Ben o ismi beğenmedim isim bundan sonra şu ola demez.
:)

Olgunlaşmak

Email ile bir sunum geldi. Yazarını bilmiyorum ama ve aslında çok dolaşıyor internette ama bu blogun konusuna uygun bir yazı oldugu için yayınlıyorum.

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.

İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.

İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yas faktörü artik bende de var.

“Ben demiştim” ,”ben bilirim”,”ben zaten anlamıştım”, sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.

İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düsenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele.

Bos geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.

Gerektiğinde “HAYIR” demeyi öğrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.

Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.

Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı.

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.

Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.

Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

IQ ve EQ nedir

EQ,  (emotional intelligence-duygusal zeka) duygularınızı ve iletişimi hayatta ne kadar doğru kullandığınızı ölçer. Başkalarının duygularını anlama, yaratıcılık, esneklik, dayanıklılık, stresle mücadele, liderlik vasfı, konsantrasyon, kendinizle ve diğer insanlarla ilişkilerinizle ilgilenir.

IQ  (intelligence quota)  ise malum, öğrenme ve anlama yeteneğini, mantık yürütme, bilgiyi kullanma, soyut düşünce ve analitik yetenekleri ölçer.

Diyojen'den

Yoksul Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta kibirli bir zenginle karşılaştı.

İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildi.
Kibirli zengin, hor gördüğü filozofa,

‘’Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem !’’ dedi.

Diyojen, hemen kenara çekilerek, gayet sakin bir şekilde şu karşılığı verdi:

‘’Ben çekilirim.’’
 
DİYOJEN: ( M.Ö 413 – 356 ) ‘’Gölge etme başka ihsan istemem ‘’ diyen ünlü Yunan filozofu

Bilgisizlerin eleştrileri


Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.
Büyük usta, öğrencisini uğurlamış.
Çırağına
“ Resmin yanına kırmızı bir kalem bırak. İnsanlara, resmin beğen medikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş.
Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş.
Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
 
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş. Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:
İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.

Etrafınızdaki sinirlendiğiniz her insana teşekkür edin .

Etrafınızdaki sinirlendiğiniz her insana teşekkür edin .

Onlar sizin en iyi öğretmenlerinizdir.
Sinirlendiğiniz her insan size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyordur.

Emir vermesini yönetmesini seven biriyseniz, etrafınızda sürekli şunu yap bunu yap diyenler olur..emir vermek zorunda olmadığınızı öğrenmeniz gerekiyordur.

Çok konuşmasını seven bir insan değilseniz,etrafınızda sürekli konuşan insanlar olur …kendinizi en iyi anlatma yolu konuşmanızdır ve konuşmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekiyordur.

Dağınık bir insansanız etrafınızda sürekli dağınık insanlar olur .Düzenli olmasını, disiplini öğrenmeniz gerekiyordu.

Sürekli bir yerlere geç kalan bir insansanız etrafınızda dakik insanlar olur ve bir şekilde geç kalmanız için ortamlar oluşur.Zaman kavramının sadece hayatınızda kolaylık sağlayan bir araç olduğunu öğrenmeniz gerekiyordur.

Sürekli değişik insanlarla aynı tarz ilişkiler yaşıyorsanız; gerçek sevgiyi ki bu şartların bağlılığın olmadığı, koşulsuz sevgidir, öğrenmeniz gerekiyordur ve bu KENDİNİZİ SEVMEK le başlar.

Etrafınızda sizi rahatsız eden annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, komşunuzu, patronunuzu, işçilerinizi, sevgilinizi, SEVİN.

Çünkü herbiri size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyor.
O dersin ne olduğunu bulun ve sizlere bu fırsatı sizi rahatsız ederek veren kişilere teşekkür edin.

kaynak: alıntı (mecburen alıntı yazıyorum, email ile geldi yine kaynak yok)

Kendinizi geliştirmek için 10 adım

Kendinizi geliştirmek ve çevre edinmek mi istiyorsunuz. Bu 10 strateji size yardımcı olabilir.


1. İşe kendinizle başlayın.
Kendinize ve hayatınıza objektif olarak bakın. Kariyerinizde ilerlemek istediğiniz yola doğru ilerliyor musunuz? Hayatınız yolunda gidiyor mu? Kişisel ve kariyerinizle ilgili gelişiminize devam ediyor musunuz? Sevdiğiniz işi mi yapıyorsunuz?

2. Özkaynağınızı iş ortamında değerlendirin.
Güçlü olduğunuz yanlar ve değerleriniz neler? İş yetenekleriniz, uzmanlık alanınız, ilişkileriniz, çevreniz, imajınız ve başarılarınızı gözden geçirin.

3. Kariyeriniz ve yaşamınıza dair bir plan yapın.
Hayattan beklentileriniz konusunda yeterince kesin ve açık mısınız? Uzun vadede hayalleriniz neler? Hayat içindeki değerleriniz neler? Önümüzdeki 5-10 yıl süresi içinde neler yapmak istiyorsunuz? Tüme dayalı bir yaklaşım geliştirin, yaşam/kariyer, finans, sağlık, ruhsal gelişim, boş zamanları değerlendirme, ilişkiler, ev hayatı, kişisel ve profesyonel gelişim konularını gözden geçirin. Ne istediğiniz ve neye değer verdiğiniz konusunda açık olursanız daha akıllıca adımlar atabilirsiniz.

4. Başarılarınızı takip edin.
Bilginizi ve becerilerinizi geliştirecek yeni fırsatlara açık olun. Tüm başarılarınızı, performansınızdaki yükselişi, katıldığınız çalışmaları, sunumlarınızın kaydını tutup takip edin.

5. Her şeyin düzenli gitmesi için çalışın.
Duygusal ve fiziksel tüm alanlarda tam bir temizliğe girişin. Geçmişte öğrendiğiniz hatalardan ders alarak bugünü yaşayın. İhtiyacınız olmayan ya da sevmediğiniz şeyleri hayatınızdan çıkarın. Hayatınız her alanında mümkün olduğunda her şeyi sadeleştirin.

6. Örnek alın
Saygı duyduğunuz ve hayranı olduğunuz insanların hayatlarını kendinize örnek alabilirsiniz.
Özel yaşamında ve kariyerinde başarılı insanlardan öğrenecek çok şeyiniz olabilir. Bağlantı kurabileceğiniz örnek alınacak kimseler ya da mentor bulun.

7. Yeni seçeneklere ve fırsatlara açık olun.
Yeni olasılıklara her zaman açık olun. Yeni bilgi, kaynak ve deneyimlerden yararlanın.

8. Üretici olun, harekete geçin.
Kariyeriniz ve hayatınızla ilgili ne yapmak istediğiniz konusunda eminseniz, harekete geçebilirsiniz. Tüm seçeneklerinizi gözden geçirin, çevre edinin, yeni insanlarla tanışın, yeni kaynaklar araştırın.

9. Bilinçli bir şekilde çevre yapın.
Mevcut tanıdıklarınızla irtibata geçin ve yeni insanlarla tanışarak çevrenizi genişletin. İlgi alanlarınıza ve kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlara odaklanın ve bu alanlardaki insanlara ulaşmak için yollar deneyin.

10. Sezgilerinize güvenin.
Sezgilerinize ve içinizden gelen ses kulak verin. Kendinize güvenin ve inanın. Ne yapmanız gerektiğini size söyleyecektir.

Email ile güzel şeyler dolaşıyor değil mi?
Kaynağını yazmadıkları için bilmiyorum.http://gelisimyolu.blogspot.com/search/label/sezgi

Tibet Kişilik testi

Email ile gelen bu test çok ilginç. :)
UYARI ! !
TESTE BAŞLAMADAN ÖNCE
Soruları ilerledikçe cevaplandırın. Sadece 4 soru var ve hepsini bitirmeden görürseniz, gerçek sonuçları alamazsınız.
Bir uyarı!
Yavaşça ilerleyin ve her alıştırmayı teker teker tamamlayın.
İlerledikçe cevaplarınızı yazmak için kağıt kalem alın.

Bu size kendiniz hakkında çok şey anlatacak bir alıştırmadır. Her bölüm için tek cevap verin. Genellikle aklınıza gelen ilk cevap en iyi cevaptır. Hatırlayın – bunu kimse değil siz göreceksiniz.

(1) Aşağıdaki 5 hayvanı dilediğiniz gibi sıralayın:
İnek,  Kaplan,  Koyun,  At,  Domuz

(2) Aşağıdaki kelimelerden birini seçerek tanımlayın:
Köpek,  Kedi,  Fare,  Kahve,  Deniz.

(3) Aşağıdaki renklerle özdeşleştirebileceğiniz, sizi tanıyan ve sizin için önemli olan birini düşünün. Cevabınızı tekrarlamayın. Her renk için sadece bir kişiyi isimlendirin:
Sarı,  Turuncu,  Kırmızı,  Beyaz,  Yeşil.

(4) Son olarak, en sevdiğiniz sayıyı ve haftanın en sevdiğiniz gününü yazın.

Lütfen cevaplarınızın istediğiniz cevaplar olduğundan EMİN OLUN.


BİTTİ Mİ?

Fakat devam etmeden önce, Cevaplarınızı KONTROL EDİN .

Son olarak yandaki linkten cevap açıklamalara bakın: CEVAPLAR

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

Aşağıda internette dolaşan ve George Carlin'e maledilen bir yazı görülüyor.
Nette böyle şeyler çok oluyor başkasının yazdıgı yazıya yanlış bir isim verilebiliyor. Bu yazıyı yazdıgını kendi internet sitesinde reddetmiş. Aslında bu yazı Dr. Moorehead e aitmiş. Bu düzeltmeden sonra yazı :

Zamanımızın Paradoksu

George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz ağzı bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül den (9-11) ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı.
Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama ön yargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

Tahtadaki çiviler

Bir zamanlar oldukça kırıcı karaktere sahip bir çocuk vardı. Bir gün babası çocuğa bir çuval dolusu çivi vererek, her sinirlendiğinde ya da birisiyle münakaşa etmek durumuna geldiğinde bahçe çitine bir çivi çakmasını söyledi.
Birinci gün çocuk bahçe çitine tam 37 çivi çaktı.

İlerleyen haftalar içinde çocuk, kendisini kontrol etmeyi öğrenmeye başladı ve bahçe çitine çaktığı çivi sayısı hergün azalmaya başladı. Sonunda çocuk, her sinirlendiğinde bahçe çitine çivi çakmanın onu rahatlattığını ve kendisini kontrol etmesini kolaylaştırdığını farketti.

Ve nihayet çocuğun bahçe kapısına çivi çakmaya ihtiyaç duymadığı gün geldi.

Hemen babasına gitti ve bugün bahçe kapısına hiç çivi çakmadığını söyledi.

Babası ona bu kez de, bahçe kapısına çaktığı çivilerden her gün bir tanesini sökmesini söyledi. Çocuk sevincini ve kızgınlığını kontrol etmeyi başarmıştı..

Uzun günler sonra çocuk babasına gelerek bahçe kapısındaki tüm çivileri söktüğünü söyledi.
 
Babası oğlunu bahçe kapısının önüne götürüp dedi ki:

« Oğlum, sen iyi bir iş başardın. Ama bir de şu kapıda bıraktığın deliklere bak. »
Bu kapı artık asla eskisi gibi olamayacak.

Birisiyle kavga ettiğin ya da kalbini kırdığın zaman, o kişide tıpkı bu delikler gibi bir yara açmış olursun.

Birisini kırabilir ve sonra da özür dileyebilirsin.

Fakat o yara her zaman kalacaktır.
Defalarca özür dilesende o yara kalıcıdır.
Birisini kelimelerle yaralamak, o kişiyi fiziksel olarak yaralamak kadar kötüdür.
Dostlar ender bulunan mücevherlerdir. Onlar seni mutlu eder ve destek olur.
İhtiyacın olduğunda seni dinlemeye hazırdırlar.
Her zaman arkandadırlar ve yürekleri sana açıktır.
Dostlarına onları ne kadar sevdiğini göstermelisin.

Hayatta 90/10 kuralı

Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinize dökülüyor.
Biraz önce olan olay üzerinde hiçbir kontrolünüz yok. Sonradan gelişecek olaylar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek:
Lanet ediyorsunuz. Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve çay fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle odaya giriyorsunuz ve üzerinizi değiştiriyorsunuz. Odadan çıktığınızda kızınızı ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okula hazırlanamamış buluyorsunuz. Kızınız servisi kaçırıyor. Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak için hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için saate 80km hızla gittiğinizden trafik cezası yiyiyor ve okula 15 dk geç kalıyorsunuz. Kızınız size “Hoşça kal” demeden binaya koşuyor. İşyerinize 20 dk gecikmeyle ulaşıyorsunuz ve evrak çantanızı evde unuttuğunuzu hatırlıyorsunuz.
Gününüz korkunç bir şekilde başladı! Devam ettikçe kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.


Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!
Neden kötü bir gün geçirdiniz?

A) Çay sebep oldu

B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap “D” şıkkı.

Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.
Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu

90/10 sırrını keşfedin!

Olabilecek ve olması gereken şöyleydi: Üzerinize çay döküldü. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe “Tamam tatlım bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek!.”diyorsunuz.

Havluyu kaptığınız gibi odaya gidiyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra odadan çıkıyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkıyorsunuz. 5dk önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşe ile selam veriyorsunuz. Farka bakın iki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı. Ama ikisi de farklı bitti. 90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır.

Hayatın %10 u sizin başınıza gelenlerdir.
Hayatın %90 ı ise başınıza gelen bu olaylara nasıl davrandığınıza göre gelişir.

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez...

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez...


Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik.
Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu.

Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.
Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı.*

Sordum: 'Neden bunu yaptığınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti.'
Taksi şoförü bana, şimdi 'Çöp Kamyonu Kanunu' dediğim şeyi öğretti.
Şoför pek çok insanın çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı. Her tarafta çöp dolu olarak dolanıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular.
Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler.
Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.
İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.
Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez..

Bu son cümle ile çok karşılaşıyorum. Benzeri de şöyle, hayattaki olayları değiştiremezsiniz ama olaylara karşı davranışlarınızı değiştirerek hayatınızı değiştirebilirsiniz.

Bu yazı da email ile geldi kaynağını bilmediğimden link yok  :) bilen göndersin yazının sahibine yönlendirelim.

Hayat için ipuçları

Hayatınıza güzellik katacak bazı ipuçları :
  • Her gün 10-30 dakikalık bir yürüyüş yapın ve bunu yaparken gülümseyin.
  • Her gün en az 10 dakika sessizce oturun.
  • Her sabah uyandığınızda aşağıdaki cümleyi tamamlayın, “Bugünkü amacım …"
  • Bunlarla yaşayın … Enerji, Coşku, Empati, İnanç, Aile, Arkadaşlar.
  • 70 yaşın üstünde ve 6 yaşın altında olanlarla daha fazla zaman geçirin.
  • Uyanıkken daha fazla hayal kurun.
  • Her gün en az üç kişi güldürmeye çalışın.
  • Hayatın bir okul olduğunun ve öğrenmek için burada olduğunuzun farkına varın.
  • Daha fazla gülün ve kahkaha atın.
  • Hayat adil değil, ama yine de güzel.
  • Hayat nefret ederek harcanamayacak kadar kısa.
  • Kendinizi çok ciddiye almayın.
  • Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsiniz. Anlaşamadığınız konusunda anlaşın.
  • Geçmişinizle barış yapın, bugününüzü karıştırmasın.
  • Hayatınızı başkalarının hayatları ile karşılaştırmayın.
  • Mumları yakın, özel günler için saklamayın. Bugün özeldir.
  • Mutluluğunuz yalnızca sizin kontrolünüzdedir.
  • Herkesi her şey için affedin.
  • Başkalarının sizin hakkında ne düşündükleri sizi hiç ilgilendirmez.
  • Zaman hemen her şeyin ilacıdır. Zaman verin.
  • Bir durum ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun, değişecektir.
  • Hasta olduğunuzda işiniz size bakmaz. Arkadaşlarınız yanınızda olacaktır. (umarım :) )
  • Yararlı, güzel ya da neşeli olmayan şeylerden kurtulun.
  • En iyisi daha olmadı.
  • Nasıl hissederseniz hissedin, kalkın giyinin ve dışarı çıkın.
  • Doğru olanı yapın!
  • Ailenizi sık sık arayın.
  • Her akşam yatmadan evvel bu cümleleri tamamlayın: “… için minnettarım" “Bugün … başardım. "
  • Stresli olamayacak kadar kutsanmış olduğunuzu hatırlayın.
  • Yolculuğun keyfini çıkarın.

Hayat bir yolculuksa sonuç kadar süreç te önemli degil mi? Sürecin keyfini çıkarmak gerek.

:))

Baba / Anne olmak

Serdar Turgut'un Akşam gazetesinde geçen günkü (Galiba bunadım) yazısında bahsettigi bir kısa film ile ilgili kısım ilginç.
Aslında email ile benzer yazilar dolaşmıştı. Anne için uyarlanmış halleri de var.
Ama güzel bir yazı.
---------------------------------------------------------------------------------------
BABA OLMAK: KISA METRAJLI BİR FİLM
İzlediğim filmin başında yaşlı baba ile genç oğlu bir bahçede yan yana iskemlede oturuyorlar. Yaşlı baba dala konmuş bir kuşu işaret edip oğluna ‘Bu ne?’ diye soruyor, genç adam gazetesini okumayı canı sıkılmış bir şekilde bırakıp onun bir saka kuşu olduğunu anlatıyor.
Yaşlı adam beş dakika sonra yine aynı kuşu başka bir daldayken işaret edip yine oğluna ‘Bu ne?’ diyor. Genç adam bu kez biraz öfkeli bir şekilde gazetesini bırakıp yine öfkeli bir sesle babasına saka kuşu diye söyleniyor.
Üçüncü kez aynı soru gelince genç adam bu sefer sinirden patlayıveriyor, ‘Kaç defa söyleyeceğim sana neden anlamıyorsun o bir saka kuşu’ diye bağırıyor.
Yaşlı adam bir süre dalgın biçime oturuyor sonra ayağa kalkıyor ve eve doğru yavaş adımlarla gitmeye başlıyor.
Oğlu arkasından ‘Nereye gidiyorsun şimdi de?’ diye sesleniyor ama baba onu dinlemiyor ve evine giriyor.
Bir süre sonra elinde küçük bir defter ile çıkıp geliyor. Oğlunun yanına oturuyor ve defterde bir sayfayı arayıp buluyor. Defteri oğluna uzatıyor ve sadece ‘Oku’ diyor.
Genç adam artık sabırsızlandığını ve sinirlendiğini belli eden hareketler yapınca baba yine ‘Sadece oku’ diyor. Genç adam sonunda bakıyor ki okumazsa bu işten kutuluşu olmayacak, yüksek sesle okumaya başlıyor.
“Sevgili hatıra defterim, Bugün çok mutluyum. Bugün oğlum üç yaşına bastı. Onunla evimizin bahçesinde uzun süre yan yana oturduk. Oğlum bahçede bir kuşu göstererek ‘Baba bu ne?’ diye sordu. Ona uzun uzun anlattım ama buna rağmen aynı soruyu en az kırk kez tekrarladı. Ve ben hiç bıkmadan, hiç sıkılmadan ona her defasında cevap verdim. Bu güzel bir gün ve çok mutluyum.”
Genç adam kendisi üç yaşına girdiği gün babasının hatıra defterine düştüğü notu okumayı bitirince birden dağılıyor ve yaptığının babasını nasıl da derinen yaralayabileceğini fark ediyor ve kalkıp ona sarılıyor.
---------------------------------------------------------------------------------------------
Aslında insanlara davranışlarımızı biraz daha düşünerek ayarlasak, özellikle ailedeki büyüklere.

Sosyal ve kültürel gelişmişlik

Geçen hafta Hürriyet gazetesi pazar ilavesinde (14.Mart.2010)Ayşe Arman'ın Cansel Elçin ile söyleşisini okuyunca bu blogla ilgili paragraflar oldugunu gördüm ve paylaşmak istedim.
Fransa da yetiştiği için oradaki ve buradaki yaşamı karşılaştıracak bazı önemli noktalar söylemiş Cansel Elçin.
"- Ara işler yani. Krepçide krep yaptım, garsonluk, barmenlik, sonra Ritz'te şoför olarak çalıştım, özel şoförlük de yaptım. Bir taraftan da tiyatro okuyordum, dizilerde oyunculuk, reklam oyunculuğu, önüme ne geliyorsa yaptım...
* Size ne kattı 30 yaşına kadar Fransa'da yaşamak...
- Ben özgür bir adam oldum! Orada içime işledi özgürlük. Sonra tolerans, sonra önyargısızlık kazandırdı bana orada yaşamak. Kimseyi yargılamam. Anlamaya çalışırım. Olduğu gibi kabul etmeye gayret ederim. Fransız eğitimi biraz öyledir. Bir haftalığına bir yere gidersin, kimsin, nesin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, ne iş yaparsın, kaç para kazanırsın ilgilenmezler bile. Bu açılardan medeni tabii. Bir de konforuna alışıyorsun, şöyle ki karşıdan karşıya geçerken genellikle ölmezsin, kırmızı ışıkta durur insanlar, kuyruğa girmeyi bilirler, sanata, sinemaya filan saygı duyarlar. İçinde temel bir estetik duygusu oluşur. Her şeye ulaşabilirsin, istersen golf de oynayabilirsin, varlıklı olman gerekmiyor, canının istemesi yetiyor. Türkiye'de olan hiyerarşik sosyal yapı orada yok. “Paran yoksa sen bir hiçsin!” yok Fransa'da, burada öyle..."

Buradaki sözlerde belirtilen yaşam ile yaşantınızla bir fark var mı?
  • Arkadaşlarınızdan paranıza göre davranan var mı?
  • Kırmızı ışıkta karşıya geçerken hayatınızı tehlikede hissediyormusunuz?
  • Türkiye'de bir golf kulübüne üye olmayı denediniz mi veya kimler golf oynayabilir.
Bence çok güzel noktalara dikkat çekilmiş yazıda.
Dahası da var, insan ilişkileri konusunda,
"- Burada ya paralı olacaksın, ya şöhretli ya da iyi bir aileden geleceksin. Oysa Fransa'da “sen” önemlisin, senin kişiliğin önemli, kendin yani, babanın parası, oynadığın rol, soyadın değil. Paris'te “kiosque”ta gazete satan biri olabilirsin ama o işi part time yapıyorsundur, ne bileyim aynı anda bir üniversitede doktora öğrencisisindir, ya da muslukçusundur, ya da haftada iki saat ek gelir için çimleri kesiyorsundur, barmenlik yapıyorsundur...
* Bizim kızlar da bu işleri yapanlara yüz vermezler...
- Deli misin? Vermezler tabii. Ama Fransa'da bir lise hocası, pekala bir marangoza aşık olabilir, evlenebilir, çoluk çocuğa karışabilir. Çünkü o marangozla o öğretmen, müşterek bir kültürü paylaşabilir. Marangozdur ama kültürlüdür. Bizde bu tür şeyleri de göremezsin, gerçi bunun sebeplerinden biri Türkiye'nin üçüncü dünya ülkesi olması. Fransa'nın ekonomik şartları iyi, kişi başına düşen milli gelir bize göre yüksek, o yüzden insanların statüleri ilişkilerine yansımıyor."
Bizde artık neredeyse genlere işleyecek kadar toplumla özdeşleşmiş kadınların söylediği "beni ne doktorlar ne mühendisler istedi " laflar bile var.
Statü veya statü masesi altında para ve güvence isteği yaşamı yönlendirmiyor mu?
Toplumda ya ne derler korkusu ile insanlar kendi hayatlarını yaşabiliyor mu?

Brooklyn Köprüsü'nde dilenen bir kör

Roger Caillois, "Şiir Sanatı" adlı kitabında bir öykü anlatıyor:
New York'un Brooklyn Köprüsü'nde dilenen bir kör varmış.
Köprüden gelip geçenlerden biri adamacağıza günlük kazancının ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş.
Yabancı bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı ve sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra tekrar dilencinin boynuna asmış ve şöyle demiş:
"Tabelaya gelirinizi artıracak bir yazı yazdım. Bir ay sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana."
Dediği gibi bir ay sonra gelmiş:
"Bayım size nasıl teşekkür etsem acaba?" demiş dilenci.
"Şimdi günde on - onbeş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız?"
"Çok basit," diye yanıtlamış adam,
"tabelanızda 'doğuştan kör" yazıyordu,
onun yerine
"bahar geliyor, ama ben göremeyeceğim" diye yazdım." "Sanırım söz sanatının, dolayısıyla yazın ve şiirin başlangıcı, kaynağı buradadır,"diyor Roger Caillois.
Herşeyin karşınızdakine daha iyi anlatılabileceği bir yol bulabilirsiniz. Karşınızdakinin duygu ve düşüncelerini, duyarlılığını harekete geçirecek sözler sloganlar, konuşmalar hayatta ve insan ilişkilerinde de başarı getirebilir.
Bu öyküye benzer bir Italyan kısa filmi da var dı, tekrar bulursam onu da bloga koyarım.

İyi buğday yetiştirmek istiyorsanız ....

En iyi Buğday
Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu.
Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz?
diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
Bilginizi paylaşın, yoksa sizde etraftaki az veya kötü bilgiden etkilenirsiniz.

Geri gelmeyecek 4 şey

1)Taş........ atıldıktan sonra...
2)Söz........ ağızdan çıktıktan sonra
3)Fırsat.... kaçtıktan sonra
4)Zaman...geçtikten sonra

Keşke dememek için bunlara dikkat etmek gerekir
aman geçince insan harcadığı fırsatlara, boşa geçirdiği zamana, kırdığı insanlara gerçekten üzülüyor
:)

KIZILDERİLİDEN TEK KELİMELİK HAYAT DERSİ


KIZILDERİLİDEN TEK KELİMELİK HAYAT DERSİ
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri kabilenin gençleriyle hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor:
- İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş,
- Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü,kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları,üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor;
- Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı.
Dinleyenlerden biri soruyor;
- Peki, hangi kurt kazanacak?
Yaşlı adam kısaca cevap veriyor:
- Beslediğiniz...

İnsanlarla uyum sağlamadan sıcak ilişkiler kuramazsınız


Anne Kedi
Göl kenarında yaşayan ve sudan nefret eden bir kedi doğum yapar. Bu kedinin yavruları ise annelerinden farklı olarak gölde oynamayı ve suya girmeyi çok sevmektedir. Anne kedi de yavruları ile birlikte göle girer ve onlarla suda oynar. Bunu gören bir başka kedi hayretler içinde kalır ve ona sorar:
"Sen hep sudan nefret ederdin, ama görüyorum ki artık sudan hiç çıkmıyorsun. Bunun sebebi nedir?"
Anne kedi şöyle cevap verir:
"Hala suyu sevmiyorum ama yavrularımı çok seviyorum".
Hepimizin hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir çok şey vardır. Ancak birini çok seviyor ve onunla bir şeyler paylaşmak istiyorsak, onun hoşlandığı şeylere bakış açımızda esnek olmalıyız. Özellikle ailemize karşı bize düşen daha özverili ve daha hoşgörülü olmaktır. Zararlı bir yönü yoksa sevdiğimiz kişinin hoşlandığı şeyleri sevmeye çalışmalı veya en azından hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyız.
İnsanlarla uyum sağlamadan sıcak ilişkiler kuramazsınız